|
Bir telefon sonrası yazıldı... ........ Rüzgar
gibi savurdu zaman, Sarı,
kuru yapraklar gibi dağıldık... “Sen”
deyince, akan sular dururdu... Gökten yıldızlar düşerdi avuçlarıma
...Omzunda paylaşırdım birkaç damla göz yaşımı... Sırdaşım
olurdu gözlerin, sessizliğin
girdabım olurdu. Seninleyken güzeldi kurulan hayaller. Sıralara
karaladığımız birkaç satır, seninleyken anlamlıydı....Dostumdun!...Dostumsun...
Bir ara yine demiştim,
zaman yıpratıyor güzellikleri diye... Senmişsin, bir başkasıymış
fark etmiyor... Acımadan solduruyor sevgileri... Gözden mi ıraksın,
o zaman eyvah!.. Gönül görmediğini unutuyormuş,.. Onca dostlukları
hep böyle kurutuyormuş.
Ben yazmayı severim
bilirsin... Nicedir hasretini anarım satırlarımda. Benim üstüme kaç
dost edindin sorarım. Kimse anlamaz. Zarfa uzanır da, adresini yazamaz
kalemim.
Ne çok şeyi paylaşırdık
seninle... Sıramızı, sırlarımızı, hayallerimizi... Sen yoksan, o sırada tek başına oturmanın, sen yoksan yangın merdiveninden usulca kaçmanın ve yine sen yoksan trenle Kayaşlı’ dan Etimesgut’ a gidip, bu işi birkaç defa tekrarlamanın hiç anlamı yoktu ki... Yağmur yağarken, elimizde çamlıca gazozlarıyla beraber ıslanacaktık, beraber değilsek, çamlıcayı da yağmuru da göremezdi ki gözlerimiz. Sen akıllı, ben deli, gül gibi geçiniyorduk işte...
Arka bahçeye bir ağaç
yapmıştık kuru dallardan, gelince görecektik??.. Göremedik...
Bir kuru rüzgar mıydı alıp
da giden sevgimizi, paylaştıklarımızı?
Şimdi, seninle yüz yüze
gelmeyi gönül dolusu istediğim halde, ya konuşacak bir şey
bulamazsak diye endişeleniyorum. Ve yüreğim yanıyor ardından... Ve
bedenim soğuyor... Ellerim üşüyor... Ya o eller, ellerimi tutup da
ısıtmaya çekinirse, ya o dost bakışlı gözler soğuk soğuk
bakarsa diye ürperiyorum; işin açıkçası korkuyorum...
Hain zaman!....
Rüzgar gibi savurdu... Sarı, kuru yapraklar gibi dağıldık.... Ş.Ö. |